TRENDLER

E-ticaret, İnternet, Sosyal Medya, Sağlık, Psikoloji, Anlamlı Sözler ve Hayata Dair Pek Çok Özgün Yazıların Yer Aldığı Kişisel Blog
Sorularlaislamiyet.com da Kutsal Kitap'ın değiştirildiği, tahrif edildiği ve içerisine eklemeler yapıldığı şeklinde açıklamalar yapan ve "Kur'an'dan önce gelen diğer semavî kitaplar, Tevrat ve İncil değişmiş midir?" başlıklı bir yazı bulunmaktadır. Bu makalemde; ilgili o sitedeki paylaşılanların tümünü inceleyip doğruluğunu tartışacağız.


Önsöz: Ülkemizdeki neredeyse tüm müslümanların yanlış bildiği bir konu şudur ki; İncil dediğimiz kutsal kitabımız, İncil'i bilmeyen müslümanların anlattıklarının aksine bir vahiy kitabı değildir. Bu konuyu makalenin içerisinde kanıtlarıyla açıklayacağım fakat özet olarak şunu belirtmem gerekiyor; Tanrı tarafından dünyaya İncil diye bir kitap indirilmemiştir. Tam aksine Tanrı tarafından gönderilen İsa Mesih insanlara yeni yasayı sözlü olarak anlatmıştır ve kendisine iman edenler arasından 12 kişiyi seçip onları öğrencileri yapmıştır ve bu kişilere 12 havari de denir. İsa Mesih göğe yükselişinden önce dünyanın dört bir tarafına dağılın ve müjdeyi herkese duyurun demiştir. Bunun üzerine her bir havari değişik bölgelere giderek insanlara İsa Mesih'in buyruklarını anlatmıştır. Ayrıca bildiklerini yazmışlardır ve bu yazıların tamamı sonradan bir araya getirildiğinde bugünkü İncil oluşmuştur ve İncil aynı zamanda Müjde demektir.




Sorularla İslamiyet'in TEVRAT'ın Değiştirildiğine Dair açıklaması; 


"Orjinal Tevrat'ın yahudiler tarafından muhafaza edilemediği ve bugünkü Tevrat'ın Musa'nın ölümünden çok sonra din adamları tarafından yeniden yazıldığını söylüyor ve bu yüzdendir ki, içinde peygamberlere yakışmayacak isnad ve iftiralar yer almakta; tevhid dîninin ruhuna aykırı düşen hükümler bulunmaktadır."  

Görüldüğü üzere herhangi bir kaynak belirtmeksizin sadece kendi yorumlarını doğru olan budur şeklinde belirtmişler. Şimdi Tevrat'ı her kesimin kabul ettiği şekliyle kaynaklarına bakalım;

Tevrat'ın Tarihi Kaynakları;


Bugün eldeki en eski İbranice metinlerden biri, geçen yüzyılda Mısır’da bulunan, On Buyruk’la Tesniye kitabında geçen İbrani Yasasını içeren nüshadır. (Çıkış 20:2-17 ve Tesniye 6:4-9).  Bu nüsha M.S. 220 ve 250 yılları arasında, yani Hicret’ten yüzyıllar önce vuku bulunan “Büyük Eziyet,” sırasında yazılmıştır.  Eski Ahit’in en büyük ve en eski nüshası ise, “Doğu Nüshası” olup İngiliz Müzesinde 4445 numarayla kayıtlıdır ve M.S. 820-850 yıllar arasında yazılmıştır.  Onu M.S. 916 tarihli St. Petersberg nüshası izler.  Her iki nüsha da kendilerinden çok daha eski olan yazmalardan nakledilmiştir.  Nüshayı yazan kişi, bunlardan ikisinin adını veriyor:  “Hilleli” ve “Mugah”.  Yahudi tarihçisi Zekkut, Hilleli nüshasının M.S. 595 yılında yazıldığını söylemektedir.


Orjinal Tevrat Nasıl Kopyalanıp Çoğaltılıyordu? 


Bu konu ile ilgili, A.Ü. Dinler Tarihi Profesör Dr. Paçacı şunu açıklıyor: “Esasen, metinlerin korunmasına titizlik gösterildiği de belirtilmesi gereken bir husustur.  Kutsal Metinler herkesin giremediği, özel yerlerde, özel muhafazalar içinde korunmuştur.”

Yahudiler kitaplarına olan aşırı düşkünlükleri sebebiyle çok hassas olmuşlardır.  Dinsel öğretilerde en küçük bir hatayı yapmaktan korkarlardı. “RABBİN işini gevşeklikle yapan lânetli olsun.”  (Yeremya 48:10)  Tanrı’ya olan imanı geliştirmek amacıyla bile olsa söylenen bir yalan ortaya çıktığında cezası mutlak ölümdü. Bu yüzden kopya ederken çok dikkatli davranırlardı.  Kitaplarının kelime ve harf sayısını bile sayıyorlardı.  Kutsal Yazılar’ı kopya ederken Yahudi kâtipler öyle  titizdiler  ki, kopya  ettikleri  her  yeni  sayfanın  bütün harflerini dikey, yatay  ve  çapraz olarak  tek tek  sayarak eksik veya fazla çıktığı takdirde sayfayı yakıp yeniden başlıyorlardı.  Hatta bu titizlik öyle bir noktaya varmıştı ki, bazı kâtipler kopya ettikleri nüshada bir yanlış gördüklerinde bile, onu korumuşlar ve doğru kelime veya ibareyi metnin kenarına kaydetmişlerdir. Tevrât’ın cümle sayısı 5.845’dır.

Tevrât’ın elyazması metnine, “Sefer Torah” denir.  Onun, Yahudilikte ve Yahudi hayatında yüksek bir kutsallık derecesi vardır.  Sinagoglarda mihrabın yerini tutan ve “Aron Ha-Kodeş” denilen yerde saklanır.  248 sütün halinde yazılmış tek bir uzun sahifeden ibarettir ve iki ruloya sarılmış durumdadır.  Üzeri, çeşitli şekil ve yazılarla süslenmiş iyi cins bir kumaş kılıfla örtülüdür.  Sinagogdaki yeni yazılmış bir Sefer Torah, en az üç defa okunmadan Sinagog dışına çıkarılmaz.  Sefer Torah’ın, “Sofer” (müstensih) denilen ehli yazıcılar tarafından yazılması gerekir.  Sofer, Yahudi şeriatı Halakhah’a çok sıkı bağlı olmalıdır.  Yazım işine başlamadan önce, Mikve’ye dalarak temizlenmeli ve niyetinin Allah rızası olduğunu belirmelidir.  O, bir örnek nüsha kullanmalı, tek bir harfi  dahi kendi  hafızasından  yazmamalıdır.

Samiriyelilerin Tevrâtı:  M.S.  100 - 200.    Samiriyelilerin Tevrâtı (Pentateuk) dünya’nın en eski kitaplarından biridir.  Samiriyeliler M.Ö. 700 civarında Asurlular tarafından  İsrail’in  Batı  kısmına  yerleştirilmiştir.  Bu bölge Yahuda eyaleti ile Galile eyaleti arasında bulunuyordu.   Bölgenin sınırlarını batıda Akdeniz doğuda Ürdün nehri, güneyde Yahuda eyaleti  ve  kuzeyde  Galile  eyaleti  teşkil  ediyordu.  Buraya Samiriyeliler yerleştikten sonra, hemen onlar ve Yahudilerin arasında bir düşmanlık başladı.  “Yahudilerin Samiriyelilerle ilişkileri yoktur.”  (Yuhanna 4:9)  Ama buna rağmen Samiriyeliler Tevrât’ını Tanrı’nın Sözü olarak kabul ediyorlardı, ve kendileri için kopyalar yapıyorlardı. Samiriyelilerin Pentateuk’ünün tüm harflerini Yahudilerin Tevrât’ı ile karşılaştırırsak, hemen hemen aynıdır.  Bu eski metinler hâlâ Samiriye’de bulunmaktadır. 


 Aşağıda sıralanmış olan bu İbranice el yazmaları halen günümüzde varlığını sürdürmektedir:


  -  Kuttuni Nüshası:  (Kodeks cottonianus)  M.S.  500 - 600.

  -  Ambirusayiye Nüshası:  (Kodeks ambrosianus) M.S.  550.

  -  Kahire Kodeksi:  M.S.  895, İngiliz Müzesi, Londra.

  -  İngiliz Müzesi Kodeksi:  M.S.  950, İngiliz Müzesi, Londra.

  -  Peygamberlerin Kodeksi: (Leningrad Kodeksi)  M.S. 1008, Leningrad.

  -  Babylonicus Petropalitanus Kodeksi: (Leningrad Kodeksi)  M.S. 1008, Leningrad._


Bu nüshâların bazıları Hz. Muhammed’den önce mevcuttu.  Bazıları da onun çağından sonra yazıldı.  Ama onların bugünkü Kutsal Kitap metnine uyup uymadığını merak eden kişiler Avrupa’nın sayılı kütüphanelerine başvurup karşılaştırabilir.  Eski Ahid’in bugün basılmakta olan nüshası, bu saydığımız nüshâların yardımıyla hazırlanmıştır ve önemsiz okuma farklılıklarının dışında İbranice orijinalinden farksızdır.

(Önemsiz okuma farklılıkları aynı şekilde Kuran'ın en eski ve bugünkü nüshaları içinde geçerlidir. Yani; okuma farklılıkları demek anlamın farklı olduğu manasına gelmez.)



Sorularla İslamiyet'in ZEBUR'un Değiştirildiği Hakkındaki açıklaması; 



"Davud'a (as) gelen Zebur da, Tevrat'ın mâruz kaldığı akıbetten kurtulamamıştır."  

Zebur'un değiştiğine dair ise sadece böyle kısa bir metin paylaşmışlar oysa Zebur'un ne zaman ve nasıl değiştirildiğine dair kaynak belirtmeleri gerektiğini düşünüyorum. Aksi halde Zebur'un değiştirildiği iddiaları da yanlış veya yalan bir bilgi olmaktan, nitekim teoriden yani aslı kanıtlanamamış fakat öyle olduğu düşünülen bir bilgi olmaktan öteye geçemeyecektir.


Yorumlarım;


  • Orjinal Tavrat'ın saklanamayıp ortadan kaybolduğuna dair bilgiyi hangi kaynaktan edindiklerini paylaşmaları gereklidir. Şayet bu bilgi sadece Kuran'da geçiyor ise mutlak suretle tartışmaya açıktır ve Kuran dışında farklı bir kaynak veremiyorlarsa Tevrat'ın değiştirildiği konusundaki ifadeleri gerçeklik değil, bir teoridir yani ispatlanamamış ama öyle olduğu düşünülen bir bilgidir.

  • Tevrat hakkındaki açıklamalarında "Bu yüzdendir ki, içinde peygamberlere yakışmayacak isnad ve iftiralar yer almakta; tevhid dîninin ruhuna aykırı düşen hükümler bulunmaktadır." demişler. Peki ama hangi peygamberler için hangi iftiralarda bulunulmuş bunları bölüm ve ayet numaralarıyla yazmaları gerekir. Üstü kapalı olarak ve kaynak belirtmeden bahsetmek doğru olarak kabul edilemez.

Sorularım;

1 - Kuran'a göre Allah önceki gönderdiği kitapların değiştirildiğini söylemektedir. Peki herşeye muktedir olan Allah kendi kitaplarının değiştirilmesine neden müdahale edememiş veya etmemiştir?

2 -Allah Kuran'da önceki kitapların değiştirildiği fakat Kuran'ın asla değiştirilemeyeceğini söylemektedir. Peki neden o değiştirilen kitapların orjinallerini de göndermemiş yada şu, şu kısımlar aslında böyleydi fakat sonradan şu şekilde değiştirdiler gibi bir açıklama getirmemiştir?



Sorularla İslamiyet'in İNCİL'in Değiştirildiğine Dair Açıklamaları; 

"Hz. İsa (as) kendisine gelen vahiyleri yazdırmamıştı. Çünkü otuz yaşında peygamber olmuş, otuz üç yaşında da peygamberlik vazifesi son bulmuştu. Üç sene gibi kısa bir süre içinde de köyden köye, şehirden şehire dolaşıp, halkı irşâd için uğraşmıştı. Son zamanlarında ise, zaten Yahudilerin kışkırtmasıyla Romalı idareciler tarafından sürekli takip altında idi. Bu durumda İncil'i yazdırmak için ne zaman, ne de imkân bulabilmişti. Nitekim bugün elde mevcut olan İnciller, müelliflerinin adıyla anılmakta ve içinde Hz. İsa'nın havarilerine verdiği vaazlarını, ders ve irşadlarını ihtiva eden bir siyer kitabı görüntüsünü taşımaktadırlar. Üstelik de bunları yazanlar Hz. İsa'nın havarileri olan ilk mü'minler değil, onları görüp Hz. İsa'ya gelen İlâhî sözleri onlardan dinleyenlerdir." şeklinde bir açıklamayla başlamışlar.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; Tevrat ve Zebur hakkındaki açıklamalarını kısa tutmuşlar fakat sıra İncil'e geldiğinde "İncil'e gelince" diye söze başlayıp çarpıtmalı olarak kendilerince uzun uzun ve bir açıklama yazmışlar. Bu yaptıkları açıklamaların hepsini teker teker değerlendireceğim.


1. İddia  "Hz. İsa (as) kendisine gelen vahiyleri yazdırmamıştı. Çünkü otuz yaşında peygamber olmuş, otuz üç yaşında da peygamberlik vazifesi son bulmuştu. Üç sene gibi kısa bir süre içinde de köyden köye, şehirden şehire dolaşıp, halkı irşâd için uğraşmıştı. Son zamanlarında ise, zaten Yahudilerin kışkırtmasıyla Romalı idareciler tarafından sürekli takip altında idi. Bu durumda İncil'i yazdırmak için ne zaman, ne de imkân bulabilmişti. 

Öncelikle; İsa'nın öğrencilerine kitap yazdırmak gibi bir düşüncesi veya talebi zaten olmadı. Kaldı ki; O'nun göğe yükselişinden sonra yazılan ve bugün hala okuduğumuz İncil içerisinde O'nun hayatı, yaşadıkları, buyrukları, mucizeleri ve son bölümünde ise Yuhanna'ya bildirdiği vahiyler bulunmaktadır. İşte bunun içindir ki köy köy, şehir şehir dolaşarak insanlara Tanrı sözünü iletti. Muhtaçlara mucizeleri ile yardım etti. Romalı idareciler tarafından sürekli takip ediliyor olmasının sebebi ise kendisini bizzat Tanrı'nın Oğlu olarak tanıttığı içindir. O zamanın bazı Yahudileri O'nun Tanrı Oğlu olduğunu kabul etmediklerinden dolayı suçlamışlardır. Fakat burada dikkat edilmesi gereken en önemli konu bütün Yahudiler değil sadece bir kısım Yahudi tarafından kendisinin Mesih olduğu yalanlanmaktaydı.


Oysa Yahdilerin İman Ettiği Eski Ahit'te; 


Yeşaya 7:14 Bundan ötürü Rab'bin kendisi size bir belirti verecek: İşte, kız gebe kalıp bir oğul doğuracak; adını İmmanuel koyacak. (İmmanuel, Tanrı bizimle demektir.)


Yeşaya 9:6 Çünkü bize bir çocuk doğacak,  Bize bir oğul verilecek.  Yönetim onun omuzlarında olacak.  Onun adı Harika Öğütçü, Güçlü Tanrı,  Ebedi Baba, Esenlik Önderi olacak.

Zekeriya 12:10 Davut soyuyla Yeruşalim'de oturanların üzerine lütuf ve yakarış ruhunu dökeceğim. Bana, yani deştiklerine bakacaklar; biricik oğlu için yas tutan biri gibi yas tutacak, ilk oğlu için acı çeken biri gibi acı çekecekler. 

(İsa Mesih Davut'un soyundan gelmektedir ve Yeruşalim'de dünyaya gelmiştir. Ayrıca çarmıha gerilip öldükten sonra bir mızrak ile vücudu deşilmiştir. Bu bilgiler doğrular nitelikte İncil'de de açıkça ve detaylıca anlatılmaktadır.)

2. İddia "Nitekim bugün elde mevcut olan İnciller, müelliflerinin adıyla anılmakta ve içinde Hz. İsa'nın havarilerine verdiği vaazlarını, ders ve irşadlarını ihtiva eden bir siyer kitabı görüntüsünü taşımaktadırlar."


İncil 27 kitaptan oluşur. Bu kitaplar şu şekilde sınıflandırılır:

1. İncil'in ilk dört kitabı: Yazarların adlarıyla anılır. Bun­lar Matta, Markos, Luka, Yuhanna'dır. Yazarların her biri, İsa'nın yaşamını ve öğretisini dikkatli, ayrıntılı ve değişik açılardan ele alır.

2. Elçilerin İşleri: İlk dört kitabı izleyen Elçilerin İşleri başlıklı kitap, İsa'nın seçtiği ilk öğrencilerin etkinliklerini, birçoğu Anadolu'da olmak üzere, ilk kilise topluluklarının nasıl kurulduğunu anlatır. Bu kitabın yazarı, İncil'in üçüncü kitabını da yazan Luka'dır.

3. Pavlus'un mektupları: İsa'nın göğe alınmasından sonra mucizevi bir şekilde İsa'yla karşılaşan ve iman eden Pavlus, kurtuluş müjdesini Yahudi olmayan uluslara iletmek göre­vini almış olarak Kutsal Ruh'un esiniyle değişik kişi ve top­luluklara mektuplar yazdı. Kutsal Yazılar listesinde yer alan Pavlus'un 13 mektubu, İncil'in büyük bir bölümünü oluştu­rur. Bu mektuplar sırasıyla, Romalılar, I. ve II Korintliler. Galatyalılar, Efesliler, Filipililer, Koloseliler, I. ve II. Sela­nikliler, I. ve II. Timoteos, Titus ve Filimon'dur.

4. Diğer mektuplar: İbraniler, Yakup, Petrus'un Mektup­ları, Yuhanna'nın Mektupları ve Yahuda'nın Mektubu.


5. Peygamberlik kitabı - Vahiy: İncil'in son kitabıdır; ge­lecekteki olayları haber veren peygamberlikleri, insanın ve dünyanın sonuna ilişkin öngörüleri içerir.

3. İddia "Üstelik de bunları yazanlar Hz. İsa'nın havarileri olan ilk mü'minler değil, onları görüp Hz. İsa'ya gelen İlâhî sözleri onlardan dinleyenlerdir."


Yukarıda belirttim İncil; Kuran'daki gibi sadece bir vahiy kitabı değildir. Bir meleğin sadece İsa'ya görünüp ona vahiyler vermesi gibi bir şey söz konusu değildir. İsa Tanrı'nın Oğlu'dur. Dolayısıyla buyrukları, öğrettikleri vahiyden de ötedir. 

Bakınız İncil Yuhanna 8 / 48 - 58  

" Yahudiler O'na şu karşılığı verdiler: “ ‘Sen, cin çarpmış bir Samiriyeli'sin*’ demekte haklı değil miyiz?” 

İsa, “Beni cin çarpmadı” dedi. “Ben Babam'ı onurlandırıyorum, ama siz beni aşağılıyorsunuz. Ben kendimi yüceltmek istemiyorum, ama bunu isteyen ve yargılayan biri vardır. Size doğrusunu söyleyeyim, bir kimse sözüme uyarsa, ölümü asla görmeyecektir.”

Yahudiler, “Seni cin çarptığını şimdi anlıyoruz” dediler. “İbrahim öldü, peygamberler de öldü. Oysa sen, ‘Bir kimse sözüme uyarsa, ölümü asla tatmayacaktır’ diyorsun. Yoksa sen babamız İbrahim'den üstün müsün? O öldü, peygamberler de öldü. Sen kendini kim sanıyorsun?”

İsa şu karşılığı verdi: “Eğer ben kendimi yüceltirsem, yüceliğim hiçtir. Beni yücelten, ‘Tanrımız’ diye çağırdığınız Babam'dır. Siz O'nu tanımıyorsunuz, ama ben tanıyorum. O'nu tanımadığımı söylersem, sizin gibi yalancı olurum. Ama ben O'nu tanıyor ve sözüne uyuyorum. Babanız İbrahim günümü göreceği için sevinçle coşmuştu. Gördü ve sevindi.”

Yahudiler, “Sen daha elli yaşında bile değilsin. İbrahim'i de mi gördün?” dediler.

İsa, “Size doğrusunu söyleyeyim, İbrahim doğmadan önce ben varım” dedi. "

Açıklama: İsa dünyaya gelişinden önceki kitaplarda vaat edilenleri, bizzat dünyaya gelip gerçekleştirmiştir. Dolayısıyla Tevrat, Zebur ve İncil birbirini doğrulamaktadır yani mesela Tevrat'ta ileride olacağı söylenen vahiyler İsa aracılığıyla gerçekleşmiştir. 

İlahi kitaplar olarak bilinen Tevrat,Zebur,İncil ve Kuran'a baktığımızda ilk 3 kitap birbirini doğrularken, Kuran ise ondan önceki 3 kitabı da hükümsüz kılıp doğrusunun sadece kendisi olduğunu iddia etmektedir. 

Burada şöyle bir örnek vermek istiyorum; Mesela düşününki ortada gerçekleştiği iddia edilen bir olay var ve bu olay için 3 kişi evet doğrudur diyor fakat 1 kişi hayır onlar yalan diyor. Soruyorum;  Siz olduğuna mı olmadığına mı inanırsınız?

Bilindiği üzere Hz. Muhammed'in tek mucizesi Kuran olmasına karşın Rab İsa Mesih'in birçok mucizesi vardır hemde bu mucizeleri sadece kendi öğrencileri yanında değil çevresindeki tüm insanların gözleri önünde gerçekleştirmiştir. İşte bu yüzden O'nun mucizelerini duyan insanlar akın akın O'na koşmuşlardır. Hatta 12 elçiden biri olan Pavlus başlarda İsa'ya iman edenlere zulüm ederken sonradan Rab'bin mucizesi ile iman etmiştir. 


İncil Yuhanna  8 / 15 -  30

" Siz insan gözüyle yargılıyorsunuz. Ben kimseyi yargılamam. Yargılasam bile benim yargım doğrudur. Çünkü ben yalnız değilim, ben ve beni gönderen Baba, birlikte yargılarız. Yasanızda da, ‘İki kişinin tanıklığı geçerlidir’ diye yazılmıştır. Kendim için tanıklık eden bir ben varım, bir de beni gönderen Baba benim için tanıklık ediyor.”
 O zaman O'na, “Baban nerede?” diye sordular.
İsa şu karşılığı verdi: “Siz ne beni tanırsınız, ne de Babam'ı. Beni tanısaydınız, Babam'ı da tanırdınız.”
İsa bu sözleri tapınakta öğretirken, bağış toplanan yerde söyledi. Kimse O'nu yakalamadı. Çünkü saati henüz gelmemişti.
İsa yine onlara, “Ben gidiyorum. Beni arayacaksınız ve günahınızın içinde öleceksiniz. Benim gideceğim yere siz gelemezsiniz” dedi.
Yahudi yetkililer, “Yoksa kendini mi öldürecek?” dediler. “Çünkü, ‘Benim gideceğim yere siz gelemezsiniz’ diyor.”
İsa onlara, “Siz aşağıdansınız, ben yukarıdanım” dedi. “Siz bu dünyadansınız, ben bu dünyadan değilim. İşte bu nedenle size, ‘Günahlarınızın içinde öleceksiniz’ dedim. Benim O olduğuma iman etmezseniz, günahlarınızın içinde öleceksiniz.”
O'na, “Sen kimsin?” diye sordular.
İsa, “Başlangıçtan beri size ne söyledimse, O'yum” dedi.  “Sizinle ilgili söyleyecek ve sizleri yargılayacak çok şeyim var. Beni gönderen gerçektir. Ben O'ndan işittiklerimi dünyaya bildiriyorum.”
İsa'nın kendilerine Baba'dan söz ettiğini anlamadılar. Bu nedenle İsa şöyle dedi: “İnsanoğlu'nu* yukarı kaldırdığınız zaman benim O olduğumu, kendiliğimden hiçbir şey yapmadığımı, ama tıpkı Baba'nın bana öğrettiği gibi konuştuğumu anlayacaksınız. Beni gönderen benimledir, O beni yalnız bırakmadı. Çünkü ben her zaman O'nu hoşnut edeni yaparım.”
Bu sözler üzerine birçokları O'na iman etti. "


Sorularlaislamiyet Sitesinin İncil Hakkında Verdiği Diğer Bilgiler;

"Eldeki mevcut İncillerde bir takım muhteva ve anlatış farkları görülmektedir. Aslında bu İnciller, M.S. 325 tarihinde İznik'te toplanan bin kişilik bir ruhanî konsülün kararı ile kabul edilmiştir. Bu heyet, yüzlerce İncil'i incelemişler, 318 üyenin ittifakı ile aralarından Hz. İsa (as)'ın ulûhiyet tarafı olduğunu ileri süren bugünkü dört İncil'i kabul edip diğerlerini yakıp imha etmişlerdir."

Yorum; İncil'deki söz ettikleri içerik ve anlatışlardaki farklılıklar, yazan ve anlatan tek bir kişi olmadığı içindir ki; zaten İncil'in 27 farklı bölümden oluştuğunu belirtmiştik. Farklı yerlerde ve farklı insanların yazdıkları yazılar tamamen birbiri ile nasıl aynı olabilir ? 
Düşünün bir araba kazası oldu ve bu olaya şahit olan kişiler de olayı yetkililere anlatıyorlar. Herbirinin kelimesi kelimesine aynı şekilde anlatması gibi birşey elbette söz konusu olamaz fakat herbiri olayın ne şekilde gerçekleştiğini anlatırlar.

Sorularlaislamiyet Sitesinin İncil'in 4 Bölümü Hakkında Yazdığı Bilgiler;

Matta İncil'inin amacı; İsa (as)'ın yaşamı, ölümü, dirilişi üzerinedir. Markos en kısa İncil olup, insanların İsa Aleyhisselâma gösterdikleri ilgi ve İsâ Aleyhisselâmın hayatından çokca bahseder. Luka ise, daha kitabının başında amacının İsa Aleyhisselâmın yaşamını doğru ve ayrıntılı biçimde anlatmak olduğunu açık seçik ortaya koyuyor. Kitabını Teofilosa hitaben (Luka: 1/3) yazdığını belirtmesi İsa Aleyhisselâma âit olmadığını gösterir. Yuhanna ise, İncil'i bizatihi kendisinin kaleme aldığını; Onun adıyla yaşama kavuşasınız (20/30-31) diyerek belirtmiştir.

Yorum; İncil'deki 4 bölüme ait olarak hangisinin nelerden bahsettiğini kendilerince açıklamışlar. Ancak Luka bölümünün öncesine ve sonrasına bakmadan sadece bir bölümünü yazmışlar. Anlatılan olayın çok kısa bir bölümünü yazmak asıl anlatılmak isteneni çarpıtabilir. Şimdi İncil'in Luka'dan önceki bölümü olan Markos 16. bölüm 15 ve 20. ayetlere bakalım;

" İsa onlara şöyle buyurdu: “Dünyanın her yanına gidin, Müjde'yi bütün yaratılışa duyurun. İman edip vaftiz olan kurtulacak, iman etmeyen ise hüküm giyecek. İman edenlerle birlikte görülecek belirtiler şunlardır: Benim adımla cinleri kovacaklar, yeni dillerle konuşacaklar, yılanları elleriyle tutacaklar. Öldürücü bir zehir içseler bile, zarar görmeyecekler. Ellerini hastaların üzerine koyacaklar ve hastalar iyileşecek.” " 


Bu ayelerden hemen sonra Luka bölümü başlıyor ve Luka 1 / 1 - 4  

"Sayın Teofilos,  Birçok kişi aramızda olup bitenlerin tarihçesini yazmaya girişti. Nitekim başlangıçtan beri bu olayların görgü tanığı ve Tanrı sözünün hizmetkârı olanlar bunları bize ilettiler. Ben de bütün bu olayları ta başından özenle araştırmış biri olarak bunları sana sırasıyla yazmayı uygun gördüm. Öyle ki, sana verilen bilgilerin doğruluğunu bilesin."

Sorularlaislamiyet sitesinde açıkça nasıl bir çarpıtma yapıldığını anlayabildiniz mi? 

Bakın diğer çarpıtma ise şudur ki; Yuhanna 20/30-31 de " Yuhanna ise, İncil'i bizatihi kendisinin kaleme aldığını; Onun adıyla yaşama kavuşasınız (20/30-31) diyerek belirtmiştir. " 

Bahsettikleri ayetlerin tamamı; "İsa, öğrencilerinin önünde, bu kitapta yazılı olmayan başka birçok doğaüstü belirti gerçekleştirdi.  Ne var ki yazılanlar, İsa'nın, Tanrı'nın Oğlu Mesih olduğuna iman edesiniz ve iman ederek O'nun adıyla yaşama kavuşasınız diye yazılmıştır."


Sorularla İslamiyet Sitesindeki Açıklamaların Devamı:

"İlâhi vahiy ise ancak Allah'ın kelâmı, sözü, beyanıdır. Peygamber ve ümmetine Allah'ın koyduğu kanunları, emirleri, nehiyleri içerir. Geçmiş peygamberlerden ve ölümden sonrasından haber verir.

Şimdi bakınız; Kuran'da 114 sure bulunmaktadır fakat ayet sayısı konusuna bakıldığında farklı alimler farklı fikirlere sahiptirler "İbn-i Abbas 6.616, Nafi, 6.217, Şeybe, 6.214, Mısır âlimleri 6.226, Zemahşeri, İbn-i Huzeyme, Şeyhulislam İbn-i Kemal ve  Bediüzzaman Said Nursi ise 6.666 âyet olduğunu söyler."

"Bugün elimizde olan ve dünyanın her tarafında bulunan Mushafların nizamı, Küfî ekolü âlimlerinin Hz. Ali’den rivâyetle Peygamberimiz (a.s.m)’e dayandırdıkları bir tertiptir. Bu Kur’an’daki mevcut âyet sayısı, 6.236’dır.  Bu, bizim de bizzat âyetleri sayarak elde ettiğimiz bir sayıdır." demişler.

Görüldüğü üzere Kuran herkes için veya herkesin anlayabilmesi için gönderildiğini iddia etmesi ve asla değiştirilemeyeceğini söylemesi hatta  "Böylece biz Kur’an’ı apaçık âyetler hâlinde indirdik. Şüphesiz Allah, dilediğini doğru yola iletir."(Hac-16)  Demesine rağmen bırakın ayetlerde anlatılanları, Kuran'da bulunan ayet sayısı konusu bile tam olarak anlaşılamamış ve fikir ayrılıkları oluşmuştur.

Devam Ediyoruz; "Görüleceği üzere bu bahsedilen İnciller İsa Aleyhisselâmdan sonra yazılmış ve onun hayatını kaleme almışlardır. İlâhi vahyin nüshaları karışmış ve fakat İsa Aleyhisselâma inen gerçek İncil tahrif edilmiştir. İncelendiğinde, aklı selim ile düşünüldüğünde bu gerçek açıkça görülebilecektir."  demişler.

Makalenin orta kısımlarında belirtmiştim fakat tekrar yazıyorum, İsa Mesih Allah'tan bir melek aracılığı ile vahiy alan peygamber değildi. O bizzat Tanrı'nın manevi oğludur ve diridir. Havarilerine dört bir yana dağılıp müjdeyi herkese anlatın demiştir. Ayrıca göğe yükselişinden sonra havarilerine Kutsal Ruh'u bahşetmiş ve onlarda Kutsal Ruh'un esinlemesiyle 27 farklı bölümden oluşan İncil'i yazmışlardır. Ayrıca dikkatinizi çekerim 12 havariden Yuhanna bir hastalık sebebi ile vefat etmiş, diğer 11 havari İsa Mesih'i inkar etmedikleri için öldürülmüşlerdir. İnkar edip kurtulabilirlerdi fakat hepside imanlarından asla vazgeçmediler ve seve seve can verdiler. Çünkü gerçek Rab ve Kurtarıcı'nın İsa Mesih olduğunu biliyorlardı.


Başka Bir İddia ise; İsa'nın dilinin aramice olduğu fakat İncil dilinin yunanca olduğunu söyleyip bu bir çelişkidir demişler. Mesih'in ana dili evet aramicedir fakat kendisi yaşadığı bölgede kullanılan genel dil olan grekçe yani eski yunancayı da bilmekteydi. Şuan nasıl ki dünyada evrensel dil ingilizce ise; o dönemde de grekçeydi. Ayrıca ilk İncil yazıtlarında kullanılan dilin grekçe olmasınında sebebi budur çünkü amaçlanan herkesin anlayabilmesiydi. Örnek olarak Türkmenistan'nın resmi dili Rusça iken Türkmenler hem Rusça hemde kendi dilleri olan Türkmence'yi bilirler. 


İsa'nın Soy Ağacı


İsa’nın soyağacı, Matta 1 ve Luka 3:23-38’de olmak üzere Kutsal Kitap’ın iki yerinde verilmiştir: Matta soyağacını İsa’dan İbrahim’e kadar izler. Luka soyağacını İsa’dan Adem’e kadar izler. Ancak Matta ve Luka’nın gerçekten de tamamen farklı soyağaçlarını izlediklerine inanmak için iyi nedenler vardır. Örneğin Matta, Yusuf’un babasını Yakup olarak verdiği halde (Matta 1:16), Luka Yusuf’un babasını Eli olarak verir (Luka 3:23). Matta soyağacını Davut’un oğlu Süleyman aracılığıyla izler (Matta 1:6), Luka ise soyağacını Davut’un oğlu Natan aracılığıyla izler (Luka 3:31). Hatta Davut ile İsa arasında iki soyağacında da görülen isimler sadece Şealtiel ve Zerubbabil’dir (Matta 1:12; Luka 3:27). 

Bazıları bu farklılıklara Kutsal Kitap’ta hatalar olduğunun kanıtı olarak işaret ederler. Ancak Yahudiler özellikle de soyağaçları konusunda çok titiz kayıt tutarlardı. Matta ve Luka’nın aynı soy için iki tane tamamen farklı soyağacı oluşturması düşünülemeyecek bir şeydir. Yine, Davut’tan İsa’ya kadar soyağaçları tamamen farklıdır. Şealtiel ve Zerubbabil’den söz eden ayetler bile büyük bir olasılıkla aynı isme sahip olan farklı bireylerden bahsetmektedir. Matta, Şealtiel’in babasının Yehoyakin olarak, Luka ise Şealtiel’in babasını Neri olarak verir. Şealtiel ismindeki bir adamın, bu isimlerde ünlü kişiler olduğundan, oğlunun ismini Zerubbabil koyması normaldir (bkz. Ezra ve Nehemya kitapları). 

Bir başka açıklama da, Matta’nın esas soyağacını izlediği, Luka’nın ise “erkek kardeşin dul eşiyle evlenme” durumlarını da hesaba kattığıdır. Bir adam hiç oğlu olmadan ölürse, adamın erkek kardeşinin onun karısıyla evlenip adamın ismini taşıyacak bir oğul sahibi olması gelenekti. Böyle bir şey mümkün olabileceği halde, bunun doğru olabilmesi ve her nesildeki isim farklılıklarının açıklanabilmesi için, Davut’tan İsa’ya kadar olan her nesilde “erkek kardeşin dul eşiyle evlenme” durumunun gerçekleşmesi gerekirdi. Böyle da hiç olası bir şey değildir. 


Bu kavramlar göz önünde bulundurularak, muhafazakâr Kutsal Kitap bilginlerinin çoğu, Luka’nın Meryem’in soyağacını ve Matta’nın da Yusuf’un soyağacını kaydettiğini varsayar. Matta, İsa’nın yasal babası olan Yusuf’un soyunu Davut oğlu Süleyman aracılığıyla izler. Luka ise, İsa’yla kan bağı olan Meryem’in soyağacını Davut’un oğlu Natan aracılığıyla izler. Grekçe’de “damat” anlamına gelen bir sözcük yoktu ve Yusuf, Eli’nin kızı Meryem’le evlenmesi aracılığıyla Eli’nin oğlu sayılırdı. Her iki soyağacına göre de İsa, Davut’un soyundan gelmektedir ve bu yüzden de Mesih olmaya uygundur. Bir soyağacını annenin tarafından izlemek sıra dışı bir şeydir ancak bakireden doğmak da öyledir. Luka’nın açıklaması, İsa’nın “Yusuf’un oğlu olduğu sanıldığı”dır (Luka 3:23).

E-ticaret, İnternet, Sosyal Medya, Sağlık, Psikoloji, Anlamlı Sözler ve Hayata Dair Pek Çok Özgün Yazıların Yer Aldığı Kişisel Blog
İcralık dosyalar, icra avukatları ve hukuk bürolarında çalışan ve kendini cumhuriyet savcısı zanneden fakat benim "papağan" olarak nitelendirdiğim şahıslar konusunda içimden geçenleri paylaşmak istiyorum. 



Her ne kadar; başlıkta belirttiğim hukuk bürosunun insanları mağdur ve rencide eden çalışma sisteminden bahsedecek olsamda, aslında genel konuşacağım. Çünkü bu yanlış tutum sadece o büroya özgü değil, malesef icra dosyalarına bakan hemen her hukuk bürosu bu şekilde çalışıyor. 

İlgili yasalarca; üzerine taşınır veya taşınmaz bir mal varlığı olmayan ve belli bir miktara kadar borcu olan borçlular için haciz işlemi başlatamayacaklarını bildiklerden, borçluları arayarak önce üsluplu bir konuşmayla borcun ne zaman ödeneceğini soruyorlar fakat olumsuz yanıt aldıklarında başlıyorlar hakaret ve tehditlere..

Ödemezseniz haciz memuru gönderirim, yarın evde olun hacize gelicez, gibi  yalan söylemlerde bulundukları gibi kişi hala ödeyemeyeceğini söylüyorsa başlıyorlar tehditlere; "Eğer ödemezseniz ailenizi ararız, akrabalarınızı ararız bu borçtan bütün tanıdıklarınızı haberdar ederiz, sizi rencide ederiz..." 

Biraz önce bahsettiğim ilgili yasalar maddi durumu kötü olan borçluları güvence altına alıyor fakat kişiyi rencide eden uygulamalar karşısında da ne yazık ki yasalarda bir yaptırım bulunmuyor ve hukuk bürolarında çalışan personellerde bunu bildikleri için rahatça atıp tutuyorlar. Bakıldığında çağrı merkezi personeli olan bu şahıslar kendini yarış atı zanneden "eşşekler" gibiler, kendilerince büyüklük taslayarak insanları küçük düşürmeye çalışıyorlar.

Benzer bir durum yaşamış olanlarınız vardır veya yarın başınıza gelebilir. Sizlere diyeceğim o ki; bu tarz bir durumda asla sessiz kalmayın ve kendinizi ezdirmeyin. Şayet kişilik haklarınıza karşı yapılan bu tarz bir saygısızlık yaşarsanız, her ne kadar hukuki bir yaptırım uygulayamayacak olsanız bile asla boş verip geçiştirmeyin. İnternetteki şikayet sitelerine yaşadıklarınızı mutlaka yazın ve ilgili kişilerden şikayetçi olduğunuzu beyan edin. Ayrıca en önemlisi de CİMER yani Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi'nin web sitesine girip mutlaka oraya da bir şikayet bildiriminde bulunun. Eğer bunu yaparsanız ilgili hukuk bürosu bağlı olduğu baro tarafından mutlaka soruşturulacaktır bunu bilmenizi isterim. Esen kalın..